fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
 
Sep
13
    

 

Basın hürriyeti ve patron çıkarı

Hafta sonu geldi. Tayyip Erdoğan, açıklamalarına devam edecek mi? Kavga sürecek mi? Yoksa olay, Dengir Mir Fırat'ın sözleriyle noktalanmış mı olacak? Merakla bekliyorum. Bu tartışmadan medya çok olumsuz etkileniyor. Doğan Grubu'nda yazan arkadaşlar, ister istemez, "silâhşör" konumuna düşüyor. Bizler de, "karşı kampın adamı" gibi görünüyoruz. Samimi kanaatlerimizi yazsak dahi, okur nezdinde, hiçbirimiz inandırıcı olamıyoruz. Çünkü herkes, Türkiye'deki genel kuralı biliyor: "Basın hürriyeti, patronun çıkarlarıyla sınırlıdır."
2000'li yıllarda, "televizyon sahipleri kamu ihalesine girmesin" diye boşuna kıyamet koparmamıştık. Çünkü kamu ile alışverişi olan medya patronu, siyasi pozisyonunu da, işin tabiatı gereği, buna göre ayarlıyor. Kamu ihale yasağı sürebilseydi, bugünkü tartışmaların pek çoğu gündemde olmayacaktı. Ne Hilton arazisinden, ne de rafineriden söz edilecekti.
O tarihte, Doğan Medya yazarları, ihale yasağı kalksın diye büyük gayret sarf ettiler. Zaten, yasağa rağmen, her medya kuruluşu, -şirket hisselerini hileli isimlerin üzerine yapmak suretiyle-, elektrik dağıtımından pay almıştı. Danıştay, yasa hükmüne dayanarak birçok ihaleyi iptâl etmişti. Ama sonunda yasak kaldırıldı. Sahiplik maddesini sınırlayan düzenlemeler de değiştirildi. Üstelik Anayasa Mahkemesi tekel yaratabilir endişesiyle değişikliğin iptâli yoluna gidince, -yerine yeni hükümler de konulmadığı için- bir kişinin birçok televizyon kuruluşunun sahibi olmasının önünde engel kalmadı. Zira, parlamento, iptâl edilen maddenin yerine, patronajı sınırlayıcı düzenlemeler yapmayı "ihmal (!)" etti.
AK Parti hükumeti, medya patronlarının kimisini "dövüp", kimisini "ödüllendireceğine", temeldeki çarpık sistemi düzeltmeye çalışmalı. Aksi takdirde, medya ve siyaset arasındaki kavgalar sona ermeyecektir.

 

Bu ne biçim motivasyon?

Muzaffer Kuşhan'ın zayıflamak isteyenlere "motivasyon" vermek maksadıyla "Çok iğrenç görünüyorsunuz; manda gibisiniz, amma da tıkınıyorsunuz" dediği gazetelerde yer aldı. Yazılanların doğru olmadığına inanmak isterim. Zaten, böyle bir motivasyon olur mu? Aksine, gayret sarf edeni teşvik etmek için alkışlamak, başarılı olduğunu söylemek gerekir. Meselâ benim spor hocam Ercüment Bey, motive etmek için şöyle konuşuyor: "Bravo çocuklar, yakında olimpiyatlara katılacaksınız. Sizinle gurur duyuyorum. Ne kadar formdasınız vs..."
Unutmayalım: Marifet, iltifata tabidir.
Küçük çocukları yetiştirirken de, yanlışlarını öne çıkartmak yerine, doğru yaptıkları zaman onları alkışlamak lazım. Bizim eğitim sistemimiz maalesef tam tersine bir eğilim gösteriyor. Şimdiki bilinçli anneler, çocuklarına küçük yaştan itibaren farklı bir yöntem uyguluyor. Diyelim ki çocuk, bir şey talep edildiğinde, ağladı, kendisini yerden yere attı. Ona, "Ne kadar aksisin. Ne kadar inatçısın" demeyeceksiniz. Buna mukabil, söz dinlediği bir gün, hemen onu alkışlayıp, doğru bir hareket yaptığını anlatacaksınız; her zaman böyle davranması gerektiğini söyleyeceksiniz.
Lafı gene Kuşhan'a getirelim. Zayıflamak isteyen bir insana "Manda gibisin, iğrençsin" dediniz mi, o kişi iyice umutsuzluğa kapılabilir. Psikolojisi altüst olur. Ama Türkiye'de küçükten itibaren bireylere saygı gösterilmeyen bir sistemden geldiğimiz için, azarlamak, itip kakmak, aşağılamak zaman zaman doğru bir yöntem gibi benimsenebiliyor. Tabii bu gibi hakaretleri, sessizce kabullenenlere de şaşmamak mümkün değil. Galiba eziklik ruhumuza işlemiş.

 

NAZLI ILICAK
NAZLI ILICAK


"Basın hürriyeti ve patron çıkarı Basın hürriyeti, patronun çıkarlarıyla sınırlıdır" 0 yorum yapılmış