1926 tarihli Ankara Anlaşması
Türkiye, İngiltere ve Irak Hükümetleri Beyninde Ankara'da Münakit Hudud ve Münasebatı Hasenei Hemcivari Muahedenamesi Andlaşmanın İmza yer ve tarihi : Ankara, 5 Haziran 1926 Onay Kanununun tarih ve sayısı : 7 Haziran 1926, Sayı 911 Resmi Ceride ile neşir ve ilânı : 18 Temmuz 1926, sayı 424 D Ü S T U R : lll. tertip, Cild 7, Sahife 1642 ONAY KANUNU Madde 1. Türkiye, İngiltere ve Irak Hükûmetleri arasında Ankara'da 5 Haziran 1926 tarihinde İmza olunan Hudud ve Münasebatı Hasenei Hemcivari Muahedesi Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik olunmuştur. Madde 2. İşbu muahedenin icrayı ahkâmına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. TÜRKIYE, INGILTERE VE IRAK HÜKÜMETLERI BEYNINDE ANKARA'DA 5 HAZIRAN 1926 TARIHINDE MÜNAKIT HUDUT VE MÜNASEBATI HASENEI HEMCIVARI MUAHEDENAMESI Bir taraftan Türkiye Reisicumhuru Hazretleri Ve diğer taraftan Haşmetlû Büyük Britanya ve İrlanda Kıraliyeti Müttehidesi, Mâverayı Ebhar Britanya arazisi Kıralı ve Hindistan İmparatoru hazretleri ve haşmetlû Irak Kıralı hazretleri. Lozan'da imza edilen 24 temmuz 1923 tarihli muahedenin Türkiye ile Irak arasındaki hududun tâyini hakkındaki ahkâmını derpiş ederek Irakı müstakil bir devlet ve kendisiyle İngiltere arasında münakit 10 Teşrinievvel 1922 ve 13 kânunusani 1926 tarihli muahedelerden münbais münesabatı mahsusayı tanıyarak hudut mıntıkasında aralarındaki âhenk ve hüsnü amizişi ihlâl edebilecek her gûna hadisatı bertaraf etmek arzusiyle Bu bapta bir muahede akdine karar vermişler ve berveçhizir murahhaslarını tâyin etmişlerdir: şöyle ki: Türkiye Cumhuriyeti Reisi Hazretleri: İzmir Mebusu ve Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Beyefendi Hazretleri. Haşmetlû Büyük Britanya ve Irlanda Kıraliyeti Müttehidesi Mâverayı Ebhar Britanya arazisi Kıralı ve Hindistan Imparatoru Hazretleri. Haşmetlû Britanya Kıralı Hazretlerinin Türkiye Cumhuriyeti nezdinde fevkalâde sefir ve murahhası asaletlû Sir Ronald Charles Lindzey. K.C.M.G., C.B.C.V.O. Hazretleri. Haşmetlû Irak Kıralı Hazretleri. Irak Müdafaai Milliye Vekil Vekili Miralay Nuri Sait, S.M.J.D.S.O. Hazretleri. Müşarünileyhim yolunda ve muntazam bulunan salâhiyetnamelerini tebliğettikten sonra ahkâmı âtiyeyi kararlaştırmışlardır: BIRINCI FASIL Türkiye ile Irak arasındaki hudut Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir. Madde 2: Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tesbit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır. Madde 3: 1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükûmetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde İsviçre Cumhurbaşkanınca İsviçre vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır. Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler. Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler. Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir. Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükûmetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükûmeti’ne verilecektir. Madde 4: 1. madde mucibince Irak’a terkedilen arazideki ahâlînin tabiiyyeti Lozan Antlaşması’nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir. Taraflar Lozan Antlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır. Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder. Madde 5: Taraflardan herbiri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder. IKINCI FASIL Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler. Madde 7: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir. Madde 8: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir. Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir. Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir. Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır. Madde 11: Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, kaymakamı; İmâdiye, Zibar, Revanduz kaymakamlarıdır. Türkiye ve Irak hükûmetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir. Madde 12: Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir. Madde 13: Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükûmetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır. ÜÇÜNCÜ FASIL Ahkâmı umumiye Madde 14: Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30.maddesi mucebince “Turkısh Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükûmeti'ne ödeyecektir. Madde 15: Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” antlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir. Madde 16: Irak Hükûmeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder. Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır. Madde 17: Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır. Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır. Madde 18: Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir. Ankara'da 5 haziran 1926 tarihinde üç nüsha olarak tanzim edilmiştir. İmza İmza Dr. Tevfik Rüştü R.C.Lindzey (Mühür) (Mühür) İmza: Nuri Sait (Mühür) EKLENMİŞ Türkiye ile Irak arasındaki hudut MADDE 1 Türkiye ile Irak arasındaki hattı hudut Cemiyeti Akvamın 29 teşrinievvel 1924 tarihli içtimaında takarrür etmiş olan güzergâha tevfikan berveçhi zir sureti katiyede tâyin edilmiştir: Dicle nehri ile Habur çayının noktai iltikalarından bed ile Habur çayının hattı mutavassıt veya Talvegin'i takiben mezkûr çayın Hazil çayı mültekasına kadar; Siyomez'den geçen çay mültekasının membaına doğru üç kilometrede kâin bir noktasına kadar Hazil çayının hattı mutavassıt veya Talveği; Bu noktadan itibaren sıyomezden geçen çay kolu havzasının şimalindeki tepeye kadar şarka doğru giden bir hattı müstakim; Bu havzanın şimalindeki tepeden Bilâkiş dağına kadar; Bu noktadan itibaren Bayco çayının Robozak'taki kolunun menbaına kadar; Bu çay ile Robozak'ın şark-cenubu şarkisindeki 6834 rakımından inen çayın Robozak'ın cenubunda kâin mülteka kısmına kadar; 6834 rakımlı tepeden şimal-şarkı şimalisindeki boğaza kadar bir hattı müstakim; şark istikametini takiben bu boğazdan inen küçük çay Talveği'nin Habor çayı ile noktai iltikasına kadar; Habor çayı mansabına doğru tahminen bir buçuk kilometre boyunca mezkûr çayın Aroş ve Ceramos mıntakasından inen bir çay ile iltikasına kadar; Bu çayı takiben, Kâşure'den gelen çayı şimalde bırakarak birincisi Ceramos'tan ve ikincisi Aroş'tan inen iki mühim kolun yekdiğeriyle telâkisine kadar; Bu mültekadan bâlâda mevzuubahis olan iki kolun arasındaki suların hattı taksimi üzerinde 6571 rakımına şarka müntehi olan bu vadi Talveği; Evvelkinin şarkında kâin 9063 rakımına kadar bu hattı taksimi meyah ve sonra Lizen çayı havzasının cenup tepesiyle Ceramus'tan gelen kol havzası ve tepesinin noktai telâkısine kadar; -Ora-dan inen zap çayı kolu havzasının şimal tepeleri boyunca bu sonuncu tepe hattı; Özkaya'nın tahminen iki kilometre garp-şimali garbisindeki tepesine kadar; Özkaya'nın kurbunda ve şimali şarkisinde kâin bu zirvenin Zap kolunun membaına kadar bir hattı müstakim; Zap çayına kadar bu kolun mecrası; Zap çayını mansabına doğru takiben Bayçoka'nın bir kilometre cenubunda kâin bu noktaya kadar; Bebehi'nin cenubundan ve (Çal) ın şimalinden geçen çay havzasının cenup tepesine kadar şark istikametinde, Berican'dan geçen Zap kolunun cenup hattı bâlası boyunca imtidat eden ve (şilok) un garp-cenubu garbisinde Avmarek'in menbaına yakın bulunan noktaya kadar bir hattı müstakim; İşbu menbaa kadar bir hattı müstakim; Bu membadan (Avmarek) in garbi kolu, (Kesrik) ve (Nervek) arasındaki boğaza inen küçük çay mültekasına kadar, Bu küçük çay kendi menbaına kadar, Mültekası Nervek şimalindeki Avmarek'in şark kolundan müteşaip suya kadar en kısa mesafe; Bu su kendi mansabına kadar; Bu mültekadan Avmarek ile Rudbarşin sularının ayrıldığı hattı balâya olan en kısa mesafe; Bu hattı balâ, şeh Muammer kurbunda ve şimalinde bu çaya akan Rutbarşin kolu membaına en yakın olan noktaya kadar; Bu membaa kadar bir hattı müstakim; Balâda zikrolunan kol-de-nin bir az cenubunda ve çayın mansabına kadar mansabına doğru akan Rutbarşindir; Bu çay kendi membaına kadar; Bu membadan Rutbarşin ve (Herki) nin şark ve kurbundaki şemsi Dinan kolu sularını ayıran hattı balâya kadar en kısa mesafe; Bu noktadan işbu kolu besleyen en yakın çaya en kısa mesafe; Bu çay ve maruzzikir kol şemsidinan suyuna kadar; Bu mültekadan şemsidinan suyu havzasının cenubi tepesine en yakın mesafe; Bu tepe (Boyah) ın şark ve kurbunden geçen Hacıbey çayı ve kolunun beynindeki zirve hattiyle tekatu noktasına kadar; En kısa bir hattı müstekim üzere Hacıbey çayına kadar uzayan bu tepe hattı; Hacıbey çayı membaına doğru Iran hududuna kadar. İngiltere Sefiri Sir Ronald şarl Lindzey ve Irak Murahhası Nuri Sait Paşa taraflarından Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beyefendiye yazılan 5 haziran 1926 tarihli notanın tercümesidir: Bugün beynimizde imza edilen muahedenin on üçüncü maddesine atfen şunu beyan ederiz ki bu muahedenin mevkii meriyete vaz'ını takip eden on iki ay içinde Türkiye Hükümeti mezkûr maddede mevzuubahis olan aidattaki hissesini sermayeye tahvil etmek arzusunda bulunduğu takdirde Irak hükümetini arzusundan haberdar edecek ve mezkûr hükümet ihbarı vâkıı takip eden otuz gün zarfında bu maddenin tamamii ifası zımnında Türkiye Hükümetine beş yüz bin Ingiliz lirasi tesviye edecektir. Diğer taraftan şurasıda mukarerdir ki Türkiye Hükümeti mezkûr aidattaki menafiini evvel emirde Irak Hükümetine bir tarafı salisin tediyeye âmade olabileceği fiattan daha yüksek olmamak üzere mübayaa etmek fırsatını vermeksizin elinden çıkarmamağı taahhüt eyler. Teati edilen işbu notaların bugün imza edilen muahedenin cüz'ü mütemmimini teşkil ettiği takarrür etmiştir. Bu vesile ile ihtiramatı faikamızı tecdit ederiz. 5 haziran 1926 Lindzey Nuri Sait Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey Efendi tarafından Ingiltere Sefiri Sir şarl Lindzey Cenablarına ve Irak Murahhası Nuri Sait Paşaya yazılan müttehid ül meal mektupların tercümesidir: Aramızda bugün İmza edilen muahedenin on dördüncü maddesine atfen berveçhizir vukubulan beyanatınızı havi olarak bugünkü tarihli gönderdiğiniz notayı ahiz ve senet ittihaz ettiğimi arzederim. Bu muahedenin mevkii meriyete vaz'ını takip eden on iki ay içinde Türkiye Hükümeti mezkûr maddede mevzuubahis olan aidattaki hissesini sermayeye tahvil etmek arzusunda bulunduğu takdirde Irak Hükümetini arzusundan haberdar edecek ve mezkûr Hükümet ihbarı vâkıı takip eden otuz gün zarfında bu maddenin tamamii ifası zımnında Türkiye Hükümetine beş yüz bin Ingiliz lirası tesviye edecektir. Diğer taraftan şurası da mukarrerdir ki Türkiye Hükümeti mezkûr aidattaki menafiini evvel emirde Irak Hükümetine bir tarafı salisin tediyeye âmade olabileceği fiattan daha yüksek olmamak üzere mübayaa etmek fırsatını vermeksizin elinden çıkarmamağı taahhüt eyler. Teati edilen işbu notaların bugün imza edilen muahedenin cüz'ü mütemmimini teşkil ettiği takarrür etmiştir. Dr. T. Rüştü
http://www.sgk.gov.tr/sgkshared/sgktanitimfilm/videoPlayer.html
sosyalgüvenlik 2008 tanıtım filmi 1 ekim başlıyor
Muzaffer Kuşhan'ın zayıflamak isteyenlere "motivasyon" vermek maksadıyla "Çok iğrenç görünüyorsunuz; manda gibisiniz, amma da tıkınıyorsunuz" dediği gazetelerde yer aldı. Yazılanların doğru olmadığına inanmak isterim. Zaten, böyle bir motivasyon olur mu? Aksine, gayret sarf edeni teşvik etmek için alkışlamak, başarılı olduğunu söylemek gerekir. Meselâ benim spor hocam Ercüment Bey, motive etmek için şöyle konuşuyor: "Bravo çocuklar, yakında olimpiyatlara katılacaksınız. Sizinle gurur duyuyorum. Ne kadar formdasınız vs..." Unutmayalım: Marifet, iltifata tabidir. Küçük çocukları yetiştirirken de, yanlışlarını öne çıkartmak yerine, doğru yaptıkları zaman onları alkışlamak lazım. Bizim eğitim sistemimiz maalesef tam tersine bir eğilim gösteriyor. Şimdiki bilinçli anneler, çocuklarına küçük yaştan itibaren farklı bir yöntem uyguluyor. Diyelim ki çocuk, bir şey talep edildiğinde, ağladı, kendisini yerden yere attı. Ona, "Ne kadar aksisin. Ne kadar inatçısın" demeyeceksiniz. Buna mukabil, söz dinlediği bir gün, hemen onu alkışlayıp, doğru bir hareket yaptığını anlatacaksınız; her zaman böyle davranması gerektiğini söyleyeceksiniz. Lafı gene Kuşhan'a getirelim. Zayıflamak isteyen bir insana "Manda gibisin, iğrençsin" dediniz mi, o kişi iyice umutsuzluğa kapılabilir. Psikolojisi altüst olur. Ama Türkiye'de küçükten itibaren bireylere saygı gösterilmeyen bir sistemden geldiğimiz için, azarlamak, itip kakmak, aşağılamak zaman zaman doğru bir yöntem gibi benimsenebiliyor. Tabii bu gibi hakaretleri, sessizce kabullenenlere de şaşmamak mümkün değil. Galiba eziklik ruhumuza işlemiş.
Çocukluğumda yazları bir derede serinlerdim. Pırıl pırıl ve soğuk sularında minnacık balıklar oynaşırdı. Dere boyunca cömert gölgeleriyle salkım söğütler sıralanırdı. Şimdi o dere yok. Kurudu. Hayır, küresel ısınmayla yağmurların azalması, yeraltı göllerinin yok olması yüzünden değil. Kaynağına bir su şişeleme tesisi kurulduğu için. Yıllarca beni serinleten derenin suya hasret yatağındaki derin çatlaklardan artık sessiz ağıtlar yükseliyor. O canım salkım söğütlerin yerinde de yeller esiyor. Geriye sadece her geçişimde görmemek için gözlerimi kapattığım bir köprü kaldı. Bu anıyı TÜSİAD'ın 4 gün önce yayınladığı ama gündemin yoğunluğu nedeniyle yeterince yankı bulamayan iki raporu çağrıştırdı. Raporların biri "Türkiye'de su yönetimi: Sorunlar ve öneriler", diğeri ise "Küresel su krizine çözüm arayışları: Şebeke suyu hizmetlerine özel sektör katılımı, dünya örnekleri ışığında Türkiye için öneriler" başlığını taşıyor. İlk raporda kaynakların verimli kullanımı için "Su yönetimi"nin önemi anlatılıyor. İkincisinde ise yönetimde etkinliğin artırılması için su şebekelerini özelleştirmenin çözüm olabileceği savunuluyor. Biz ikincisi üstünde duracağız. TÜSİAD'ın raporu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in ünlü çıkışından bir yıl sonra, Dünya Su Konseyi'nin 2009 Mart'ında İstanbul'da düzenleyeceği 5'inci Dünya Su Forumu'na 7 ay kala yayınlandı. Hatırlayacaksınız; Güler geçen yaz "Akarsuların işletme hakkını yapişletdevret modeliyle satmayı planladıklarını" açıklamış, kıyamet kopmuştu. (Hindistan'da denendi; bir akarsu özelleştirildi. Şimdi insanların o kaynaktan yararlanmaları bir yana hayvanların su içmesi bile yasak. Kıyı boyunca mevzilenen görevliler, yaklaşana silah doğrultuyorlar.) 7 ay sonra yapılacak 5'inci Dünya Su Forumu'nun ana gündem maddesi ise suyun özelleştirilmesi olacak. Her ne kadar Birleşmiş Milletler, suyu "İnsan hakkı" ilan etse de, iktisatçılar ve hukukçular ise suya erişimi insanın doğuştan gelen vazgeçilmez hakları arasında saysa da, Dünya Su Konseyi'nin 1992'de Dublin'de yapılan ilk forumunda su "Ekonomik mal" kabul edildi. İşte ondan sonra IMF ve özellikle Dünya Bankası, kapısını çalan ülkelere destek için "Suyun özelleştirilmesi" koşulunu dayatmaya başladı. Bu ülkeler arasında Türkiye de var. Şu ayrıntı çok önemli: "Suyun özelleştirilmesi" ile yeni su kaynakları ve rezervlerinin yaratılması değil, mevcut kaynakların ve şebekenin devri kastediliyor. Arjantin'de neler oldu? Asya, Afrika ve Latin Amerika'da bazı ülkeler Dünya Bankası'nın önerisine uyup su şebekelerini ve kaynaklarını özelleştirdi. Hatta çoğu yabancı sermayeye açtı. TÜSİAD raporunda bunlardan bazı örneklere yer verilmiş ama en önemlisi, Arjantin'deki uygulama atlanmış. Oysa Dünya Bankası Buenos Aires'in şu şebekesinin özelleştirilmesini "Örnek başarı" ilan etmişti. 1993'te Carlos Menem yönetimi kamu hizmetlerinin neredeyse tümünü özelleştirmeye karar verdi. Başkentin su şebekesi için açılan ihaleyi bu alanda dünya devi olan "La Lyonnaise des Eaux" kazandı. Şirket önce kadroyu daralttı, ardından tarifeleri yükseltti. 2001'deki ekonomik krizde Arjantin pezosunun yüksek oranda değer kaybını -haklı olarak- gerekçe gösterip yüklü bir zam daha talep etti. Oysa 38 milyon Arjantinli'nin yarısından fazlası yoksullaşmıştı. Zamsız faturaları bile ödeyemiyorlardı. İsteği reddedilen şirket yatırımları durdurdu. Bir süre sonra içme suyuna lağım karışmaya başladı. Sonuç: 2006'da Nestor Kircher yönetimi "Halkıma lağımlı su içirtmem" diyerek Buenos Aires'in su şebekesini yeniden hem kamulaştırdı, hem millileştirdi. TÜSİAD raporunda Buenos Aires ve Filipinler'in başkenti Manila'da yaşanan trajedilerin etkisiyle olsa gerek, şebeke suyu özelleştirilirken "Düşük gelirli kesimler için bir destekleme rejimi kurulması" zorunluluğu vurgulanıyor. Anlaşıldı. Her ne kadar Edirne'deki ilk deneme halkın direnmesi sonucu rafa kalksa da su şebekelerinin ve kaynaklarının özelleştirilmesi fikrine yavaş yavaş alıştırılacağız. Ve dedelerimizden duyduğumuz "Su gibi aziz ol" dileğini torunlarımıza değiştirerek aktaracağız: "Su gibi para kazan!" Yine de şükredelim; nefes alıp vermemizden para isteyen yok. Şimdilik!
“Ramazan Sevinci”ni hazırlayan ekibin elinden çıkan “Sultanahmet’de
Sahur Zamanı”nın sunuculuğunu Senai Demirci ve Yusuf Özkan
Özburun üstleniyor.
TRT’nin özel tasarımlı ve metal
konstrüksiyonlarla inşa ettiği çadırda gerçekleştirilen programda
Hüdai Tasavvuf Musiki Topluluğu ilahileriyle yer alıyor.